Thursday, 21 October 2010

Cocuk akli…

Deyip de gecmeyin; cogumuzdan daha parlak, daha keskin.. Hatta ben cocuklarin biz onlari kandirmak, veya, itiraf edelim, “gecistirmek” istedigimizde, onlara soylediklerimizi “hiimm.. tamam, kanmis goruneyim ama yemezler cicim! Ben nasil olsa kendim kesfederim” diyerek bizi idare ettiklerini dusunurum. Benim de kuzenimin 5 yasinda bir kizi var, ondan biliyorum. Onunlayken boyutum degisiyor, icim zenginlesiyor, ruhum hafifliyor. O kadar zekiler, o kadar kendi dunyalarinda zenginler ki bazen cocuk olasim gelmiyor degil. Oyuncaklardan tutun da ellerindeki sayisiz imkanlara (Ipod, Skype, bir suru yeni ogretici oyuncak….) Benim cocuklugumdan hatirladigim, materyal olarak, Barbie’ler var, legolar, puzzlelar… Sikayet etmiyorum kesinlikle, cocuklugumun tadini cok cikardim ben, ooohhhh!!

Nereden geldim cocuk aklina? Gecen gun “mahalle”mizin parkinda oturuyordum; etraftan cocuk sesleri geliyor, sanki bir okulun teneffus zamanindaki gibi tum cocuklar bahcede, ciglik cigliga bagirip kosturuyorlar (biliyorum, benim de ilkokulum oyleydi ve biz de sanirim amacsizca o eylemi yapardik. Surekli bir kosturma, terleme, oksurme, ki benim literaturumde “terli oksuruk” diye bir element vardir, sadece terlediginde olan oksuruk – hadi, sizin de vardir! Kostururduk bagira cagira ama ne neden kosturdugumuz belli idi, ne de birbirimize ne dedigimiz.. Amacsizca, maksat sirada otururken biriken statik enerjiyi en kisasindan bunyeden atmak)

Sonra zaman gecti, baktim sesler/cigliklar daha yakina geldi. Dedim “okul gezisinin icine dustum; e iyi ben de “misafir abla” (bu da bizim okulda vardi) olarak katilayim bari.” Sonra onumden bir Ipek Yolu kervani gecmeye basladi! Metrelerce cocuk: el ele tutusmus, ikili siralar halinde, buyukten kucuge cocuk, cocuk, cocuk… Ondeki ve yanlardaki(tampon) hocalar tarafindan kervandan cikmalari engelleniyordu. Kosmuyorlardi ama bagiris-cagiris; o gurultude sesini duyurmak icin daha da bagiris  ziyadesiyle mevcuttu. Konusuyorlar, etrafa bakiyorlar; sanirim 6-8 yas arasi minik yavrulardi. Uniformali – ama elbette o kadar aktiviteden sonra uniforma “eser” miktarda belli oluyordu, yaka bagir acik, kimi o soguga ragmen kisa corapli, minik ayaklar ve eller, saclar orgulu veya belli ki anne modeli taranmis fakat her nedense dagilmis… Kervan gecer, ben bakarim.

Tam o sirada bir gozum bir minigi yakaladi: “Guvercinler!!!! Guvercinler!! Cabuk kacalim benim guvercinlere alerjim var!!!!”

Dedi ve benim dudaklara bir gulumseme kondu. Ne dusundu acaba ki  guvercinlere alerjisi oldugunu soyledi? Belki guvercinleri sevmiyor, belki “alerji” kelimesini yeni ogrendi, belki onun aklinda benim aklima gelmeyen bambaska bir neden  var… Ama cocuk akli iste, beni hep sasirtiyor hem de gulduruyor. Mumkuse onlarla daha fazla zaman gecirmek lazim, dedigim gibi, insanin boyutu degisiyor, ruhu hafifliyor, bambaska bir dunyaya gidiyor.

P.S. Guvercin alerjisi var mi arastirmadim; belki de cidden vardir!

2 comments:

Özge B. said...

özlemişim güne senin yazıların ile başlamayı... yine bir bahane ürettim neye gülüyorsun dediklerinde, "eeesklıma bir şey geldi de". bu arada "icim zenginlesiyor, ruhum hafifliyor." çok harika bir ifade! yaz daha çok yaz!!!

Esin said...

evet daha fazla yazmam lazim; bir batip bir cikan karabatak blog yazariyim ben!