Az once ogrendim; buralarin markasi Burberry kozmetik gamini da cikariyormus! O alamet-i farika olan karelere yeni mecralar acmak gerek degil mi?
Anladigim kadariyla, kiyafetlerinin cizgisinde olacak bu makyaj serisi: Sade (aman yuze-goze kareli desen olmasin :p )
Gozume carparsa bir yerlerde, karistirir, aninda bilgi veririm.
Friday, 18 June 2010
Sosyal icerikli yazi
Bugun sosyal icerikli bir yaziyla karsinizdayim- hassas bir nokta kafami kurcaliyor cunku.
Birkac zamandir gozlemliyorum, populer kultur genc kiz/genc erkek (daha spesifik olursak "ergen" cocuk) olmasina izin vermiyor! Genelde evde oldugumda, hafta sonlari ve aksam saatleri disinda, televizyonu acmam. Bugun dedim " soyle bir muzik kanali" acayim. Actim, internette gunluk islerimi yaparken ara sira gozum kayiyor ve..... normal insan goremiyorum! Ozellikle 15-16 yaslarinda bu genc starlar var ya, yok aslinda onlar! Nasil klipler, nasil kiyafetler, konusmalar.... Ben anlamiyorum! (Konusma ayri bir konu, memleketimizin genclerinin bir kisminin da konusmasini anlamiyorum. Bircok dili anlayabilirim ama o dile gelince takiliyorum!)
Sonra kendi cocukluguma/ergenligime bakiyorum. Evet, pop star olmakla karsilastirinca oldukca "monoton" ve "makul" ergenlik buhranlari icinde gecti- zaten olmasi gereken boyle- sikayetci degilim elbette! Bu cocukcagizlara bakinca uzuluyorum cidden. Bizdeki Kucuk Ceylan gibi de degil, bunlar Kucuk Panter- deri kiyafetler, kirbaclar... Yasin kac yavrum senin? "16'dan gun aldim!" :O
Kucuk Ceylan (hadi Kucuk Emrah da olsun, onun da cooookkk acikli hikayeleri olmustur) nerede oyle vucut sergilemek, yuzunun yarisini gosterir (o zamanin sac modeli oyle, kelebek tokayi unutmayalim), kaslar yukari kalkmis ve bitisik (aci ifadesi) ile yanik yanik soyler.... Emrah desen surekli aile problemleriyle ugrasir ve kaslar asil onda "Emrah Kas"tir. Ama sonunda merhametli biri cikar ve bu yavrucagizlara yardim eder.... Mutlu son!
(Demiyorum ki bizde hersey tertemiz; elbette kucuk starlarimiz oldu, sonra buyuduler anne oldular vb. vb... ama bu bahsettigim biraz daha farkli.)
Diger tarafta deri ve kirbacla sarki soyleyen, pesindeki ADAMI (evet, yas itibariyle adam oluyor) kafese kapatip kafesin uzerinde tepinen mi istersiniz yoksa gomlegin dugmeleri acik, vucut cocuk vucudu ama hareketler adam hareketi, mini sortlu, kirmizi rujlu, topuklu ayakkabili uzun sacli ben-de-kadin-olmak-istiyorum-bak-bunlari-giydim-kadin-kadin-oldum-degil-mi diye bakan 15 yasindaki lolipoplu kucuk hanima bakis atiyor capkin capkin....
Belki eski kafaliyim ama her yasin guzelligi ayri. Bu cocuklar belki de gercekten show dunyasinda olmamalilar, benliklerine yazik...
(Genelde karsilastirma yapiyorum ya, bu cocukcagizlarin varligi bence daha cok Anglo-Sakson kulturun bir ozelligi. Iberik kulturde boyle yanlis yerde duran ergenlerden matadorlukta gordum; o da cok geleneksel birsey, sanirim ayni kefede pek tutulmaz)
Birkac zamandir gozlemliyorum, populer kultur genc kiz/genc erkek (daha spesifik olursak "ergen" cocuk) olmasina izin vermiyor! Genelde evde oldugumda, hafta sonlari ve aksam saatleri disinda, televizyonu acmam. Bugun dedim " soyle bir muzik kanali" acayim. Actim, internette gunluk islerimi yaparken ara sira gozum kayiyor ve..... normal insan goremiyorum! Ozellikle 15-16 yaslarinda bu genc starlar var ya, yok aslinda onlar! Nasil klipler, nasil kiyafetler, konusmalar.... Ben anlamiyorum! (Konusma ayri bir konu, memleketimizin genclerinin bir kisminin da konusmasini anlamiyorum. Bircok dili anlayabilirim ama o dile gelince takiliyorum!)
Sonra kendi cocukluguma/ergenligime bakiyorum. Evet, pop star olmakla karsilastirinca oldukca "monoton" ve "makul" ergenlik buhranlari icinde gecti- zaten olmasi gereken boyle- sikayetci degilim elbette! Bu cocukcagizlara bakinca uzuluyorum cidden. Bizdeki Kucuk Ceylan gibi de degil, bunlar Kucuk Panter- deri kiyafetler, kirbaclar... Yasin kac yavrum senin? "16'dan gun aldim!" :O
Kucuk Ceylan (hadi Kucuk Emrah da olsun, onun da cooookkk acikli hikayeleri olmustur) nerede oyle vucut sergilemek, yuzunun yarisini gosterir (o zamanin sac modeli oyle, kelebek tokayi unutmayalim), kaslar yukari kalkmis ve bitisik (aci ifadesi) ile yanik yanik soyler.... Emrah desen surekli aile problemleriyle ugrasir ve kaslar asil onda "Emrah Kas"tir. Ama sonunda merhametli biri cikar ve bu yavrucagizlara yardim eder.... Mutlu son!
(Demiyorum ki bizde hersey tertemiz; elbette kucuk starlarimiz oldu, sonra buyuduler anne oldular vb. vb... ama bu bahsettigim biraz daha farkli.)
Diger tarafta deri ve kirbacla sarki soyleyen, pesindeki ADAMI (evet, yas itibariyle adam oluyor) kafese kapatip kafesin uzerinde tepinen mi istersiniz yoksa gomlegin dugmeleri acik, vucut cocuk vucudu ama hareketler adam hareketi, mini sortlu, kirmizi rujlu, topuklu ayakkabili uzun sacli ben-de-kadin-olmak-istiyorum-bak-bunlari-giydim-kadin-kadin-oldum-degil-mi diye bakan 15 yasindaki lolipoplu kucuk hanima bakis atiyor capkin capkin....
Belki eski kafaliyim ama her yasin guzelligi ayri. Bu cocuklar belki de gercekten show dunyasinda olmamalilar, benliklerine yazik...
(Genelde karsilastirma yapiyorum ya, bu cocukcagizlarin varligi bence daha cok Anglo-Sakson kulturun bir ozelligi. Iberik kulturde boyle yanlis yerde duran ergenlerden matadorlukta gordum; o da cok geleneksel birsey, sanirim ayni kefede pek tutulmaz)
Wednesday, 16 June 2010
Arabesk? Flamenko? Arya?
Siz de benim gibi biz Turkler'in biraz fazla "duygulu", hadi dogru ifade ile kullanalim, biraz fazla "arabesk" oldugunu dusunur musunuz? Hani, evet bir sorunumuz vardir, cok uzuluyoruzdur, sanki dunyanin sonu geldi gelecek, konusalim dertleselim, ne guzel candan arkadaslarimiz, ailemiz, kardeslerimiz var. Evet, konusalim dertleselim ama sorunun ne kadar kotu oldugundan, ne kadar uzuldugumuzden, zaten kimsenin bizi anlamadigindan ve hep yalniz oldugumuzdan dem vuralim. Paylasalim uzuntumuzu ama bu paylasma bu sorunu konusmak, konusmak ve konusmaktan ibaret olsun. Zaten uzulduk, biraz daha uzulelim... Saniyorum bu sadece duygusal, hassas insanlarin basina gelen birsey degil, genelde bize ait bir olgu. En vurdumduymaz gozuken/olan bile boyle bir durumda efkarlanir da efkarlanir. Biz boyle kodlanmisiz bence. Aci, aci, daha da aci!!! Yani onumuzdeki kisi, raki masasinda, basini bir eline dayamis, kadehinin yarisi bitmis, aglamakli gozlerle mezelerden tarafa bakiyor... Icli, hisli.
Hatirladigim kadariyla, bu tarz bir davranisi baska milletlerde gormedim. Elbette hisli, duygulu, hassas bir cok insan, millet, topluluk..... var ama "uzuluyorum, ahhh daha da uzuleyimmmm..." egilimli birileri ile karsilasmadim. Ispanyollar da cok hisli ama onlar aksiyona daha cabuk dokuyorlar: Uzuldun mu? Bagir, cagir, birazcik agzini boz, birkac sahne yarat sokaklarda, hadi artistiksen bir flamenko soyle, soylerken biraz kendine vur, bagrina bagrina bitti gitti! Bu seans bitince hicbirsey olmamis gibi lay lay lom.
Hele Ingiltere'de, benim gozlemledigim kadariyla, tum bu acilar, uzuntuler, hassasiyetler "sessiz" yasaniyor; belki fazla sessiz. Daha bir "Ingiliz" hersey, ne demek istedigimi anladiysaniz. Dertler, uzuntuler bir 5 cayinda da paylasilir, bir pub'da icini dokerek de. Sakin, dalgasiz, yeteri kadar, olmasi gerektigi gibi... Acaba bunun nedeni, buralarda "mantik"in cok on planda olmasi olabilir mi? Hersey sagduyulu. Benim pek alistigim bir tarz degil.
Bunlarin hicbiri elbette elestiri degil, ben kimim ki. Sadece gozlemlerim bunlar. Bunlari dusundukce aslinda ben hangi tarza daha yakinim diye aklima gelmiyor degil. Arabesk miyim? biraz Flamenko muyum? Yoksa sakin ama ic yakan bir arya miyim?
Simdi:
1) Illa ki biraz arabesk olmak lazim, genetik kodlardan geliyor. Ama uzatmadan. Biz cok uzatiyoruz, onu fark ettim. Insanin ici tam anlami ile "kiyiliyor"
2) Flamenko tarzi da fena degil, bir anda guzel desarj ediyor aslinda insani. Hem artistik yonu de var; eskiden olsa bu durumda yazardim, malum ergenlik buhranlari... Ama illa ki flamenkoyumdur bir miktar, seviyorum n'apayim! Yanik yanik soylerim, ellerimi saklatirim, hikayelerini bilirim.
3) Buralara ben daha yeniyim, Ingliz tarzini pek kapmadim sanirim! ( aslinda hicbir tarzi benim ve kimsenin tecrube etmemesini diliyorum; herkes uzuntuden uzak olsun)
Ben biraz karisigim sanirim. Biraz da Buda tarziyim, susarim. Ommmmmmmm!
Saturday, 12 June 2010
uzun bir aradan sonra...
... yine yazmaya basladim. Uzun bir ara oldu ama bu aranin olmasinin onemli gerekceleri var.
Konular birikti elbette, gunluk konulardan felsefi sorulara kadar.... Simdi hangisinden bahsetsem karar veremiyorum.
Az once yine aklima gelen bir seyden bahsedelim o zaman: SABIR.
Hayatta neden bircok sey sabir ile ilgili? Sikayetim yok, yani yapi itibariyle sikayet etmeyi sevmem ama bazen dusunurum bazi seyler daha kolay olabilir diye. Kolaylik derken sabir kismini, beklemeyi, zamana birakmayi kastediyorum. Yoksa elbette hayatta bircok zorluk var, tarifsiz ve her yasanan ana sukretmeli insan ama yine de bazi seyler daha kolay olabilir, daha az zaman alabilir; hani bize yukaridaki kiyak gecebilir bazen; degil mi?! (elbette simdiye kadar sahsima gecilen kiyaklari unutmuyorum ama insan dogasi, her zaman bir gidimcik daha fazlasinin pesinde kosmuyor muyuz?)
Daha fazla yorum yapmayacagim ve her zamanki optimist, kimilerine gore de "kaderci" sayilabilecek gorusume tutunmaya devam edecegim:
Herseyin bir zamani vardir ve zamani gelince olur. Aslinda bize surekli kiyak cekilir, biz fark etmesek de. Gunune sukretmeli insan...
Konular birikti elbette, gunluk konulardan felsefi sorulara kadar.... Simdi hangisinden bahsetsem karar veremiyorum.
Az once yine aklima gelen bir seyden bahsedelim o zaman: SABIR.
Hayatta neden bircok sey sabir ile ilgili? Sikayetim yok, yani yapi itibariyle sikayet etmeyi sevmem ama bazen dusunurum bazi seyler daha kolay olabilir diye. Kolaylik derken sabir kismini, beklemeyi, zamana birakmayi kastediyorum. Yoksa elbette hayatta bircok zorluk var, tarifsiz ve her yasanan ana sukretmeli insan ama yine de bazi seyler daha kolay olabilir, daha az zaman alabilir; hani bize yukaridaki kiyak gecebilir bazen; degil mi?! (elbette simdiye kadar sahsima gecilen kiyaklari unutmuyorum ama insan dogasi, her zaman bir gidimcik daha fazlasinin pesinde kosmuyor muyuz?)
Daha fazla yorum yapmayacagim ve her zamanki optimist, kimilerine gore de "kaderci" sayilabilecek gorusume tutunmaya devam edecegim:
Herseyin bir zamani vardir ve zamani gelince olur. Aslinda bize surekli kiyak cekilir, biz fark etmesek de. Gunune sukretmeli insan...
Wednesday, 12 May 2010
bir gunluk is
Gecen gun dusunuyordum -her zamanki gibi- Londra'da otobus soforu olmak nasil bir his & aktivitedir diye... Ozellikle iki katli otobus soforu olmak. Kocaman otobusler, har har gidiyorlar ya... Ani fren yapinca, sanki ikinci kati one bir gidiyor bir geliyor gibi gozukuyor, sonra da otobus kendini dengede tutmak icin bir saga bir sola gidiyor. Hah, durdu ama simdi tekrar harrrrr... Tek katli otobusler maalesef ki o kadar cekici degil, otobus iste.
O iki katlilar hantal gozukuyor, aheste gitmek icin yapilmis sanki ama bazi soforler var, bizim degme otobus soforleri ile rahat kapisirlar. O koca iki katliyi yogun trafikte bir saga bir solo kaydirmak marifet ister.
Eskiden beri buyuk arac kullanma merakim var, kamyon veya otobus. Merak iste. Ileride buyuk ihtimal gerceklestiririm bu fikri ama su 2 hafta degil! Neyse, bundan sonra bir liste yapmaya karar verdim: Hayatta 1 gunluk de olsa yapilacak isler listesi. Benim listemde 2 katli otobus soforlugu var simdilik.
Elbette her is yapilir hayatta, hepsinin de insana kazandiracagi baska baska tecrubelerdir, alinteri ile yapilan her is kutsaldir. Londra'da double decker soforu olmakla baslayalim bakalim! Daha neler eklenir acaba listeye ... (tabii unutmazsam!)
O iki katlilar hantal gozukuyor, aheste gitmek icin yapilmis sanki ama bazi soforler var, bizim degme otobus soforleri ile rahat kapisirlar. O koca iki katliyi yogun trafikte bir saga bir solo kaydirmak marifet ister.
Eskiden beri buyuk arac kullanma merakim var, kamyon veya otobus. Merak iste. Ileride buyuk ihtimal gerceklestiririm bu fikri ama su 2 hafta degil! Neyse, bundan sonra bir liste yapmaya karar verdim: Hayatta 1 gunluk de olsa yapilacak isler listesi. Benim listemde 2 katli otobus soforlugu var simdilik.
Elbette her is yapilir hayatta, hepsinin de insana kazandiracagi baska baska tecrubelerdir, alinteri ile yapilan her is kutsaldir. Londra'da double decker soforu olmakla baslayalim bakalim! Daha neler eklenir acaba listeye ... (tabii unutmazsam!)
Saturday, 8 May 2010
don bak bakalim!
Evet... gittim geldim Istanbul'a, islerimi hallettim, biraz Bogaz havasi, biraz Halic manzarasi, biraz simit, biraz ayran.... ve evimdeyim.
Ne kadar ilginc insanin aslinda degisikliklere kendini adapte etmesi ve hatta degisikligini fark etmeden aslinda kendisinin yaratmasi. Yillardir yasadiginiz o ev, kokusunun elbiselerinize bile isledigi, kucukluk yaslarinin en vurdumduymaz uykularini uyuyup en guzel pazar sabahi kahvaltilarina uyandiginiz o evin yerini baska bir ev aliyor. Ve o diger evi yukarida anlattiklarim gibi minik ama essiz mutluluklari yerlestirmek icin siz yaratiyorsunuz. Zaman gectikce- veya ben buyudukce- hayatin aslinda cok daha karisik oldugu ve ince bir sekilde islendigini goruyor insan. Belki bu artan sorumluluklarla fark ediliyor, belki de olgunlasma ile. "Okula git-iyi notlar al-erken yat-spor yap-boyun uzasin-etini sutunu ihmal etme-terli terli su icme-bayramlarda aile buyuklerinin elini op-Yerli Mali Haftasi'nda findik fistik gotur okula-sana satasanlara sen satasma..."dan cok daha fazlasi var(mis). Ama guzelmis! Soyle bir geri donup baktiginda insan eminim ki "yarattiklari" ile guru duyacaktir. Hadi bir donun bakin bakalim!
Belki ben biraz duygusal ve dusunceli oldugum icin bu aralar boyle romantik bir yazi yazdim ama napalim, benim blogum bu!
Ne kadar ilginc insanin aslinda degisikliklere kendini adapte etmesi ve hatta degisikligini fark etmeden aslinda kendisinin yaratmasi. Yillardir yasadiginiz o ev, kokusunun elbiselerinize bile isledigi, kucukluk yaslarinin en vurdumduymaz uykularini uyuyup en guzel pazar sabahi kahvaltilarina uyandiginiz o evin yerini baska bir ev aliyor. Ve o diger evi yukarida anlattiklarim gibi minik ama essiz mutluluklari yerlestirmek icin siz yaratiyorsunuz. Zaman gectikce- veya ben buyudukce- hayatin aslinda cok daha karisik oldugu ve ince bir sekilde islendigini goruyor insan. Belki bu artan sorumluluklarla fark ediliyor, belki de olgunlasma ile. "Okula git-iyi notlar al-erken yat-spor yap-boyun uzasin-etini sutunu ihmal etme-terli terli su icme-bayramlarda aile buyuklerinin elini op-Yerli Mali Haftasi'nda findik fistik gotur okula-sana satasanlara sen satasma..."dan cok daha fazlasi var(mis). Ama guzelmis! Soyle bir geri donup baktiginda insan eminim ki "yarattiklari" ile guru duyacaktir. Hadi bir donun bakin bakalim!
Belki ben biraz duygusal ve dusunceli oldugum icin bu aralar boyle romantik bir yazi yazdim ama napalim, benim blogum bu!
Sunday, 2 May 2010
En onemli konulardan biri
HAVA! Londra havasi..
Mesela su anda sakir sakir yagmur yagiyor disarida. Pazar gunu, insanin ailesi, sevgilisi, arkadaslari.... ile olacagi, gonlunu costuracagi, kendini parka bahceye atacagi (hele de aylardan MAYIS ise), hafif guneslenip aksamustu yanaciklarin pembe pembe oldugunu gorup "yuzume renk geldi" diyecegi, aksamustu drinkini daha da bir zevkle icecegi, disarilarda oldugu icin yemek saatlerinin degisecegi, uzerine aldigi montun bile fazla gelecegi, etrafinda kuslarin da oldugunu seslerinden fark edecegi, bahar geldigi icin cicekleriyle kendini suslemis agaclara bakarken "ne guzel" diyip icinin tireyecegi, "hah, tamam yaz da geliyor artik" diye dusunup yazliklarini haftaya haftasonu cikarma planlari yapip "su kislik kiyafetlere bak, hepsi koyu renk, icim karardi, oofff zaten kisi hic sevmem" diye kisin ictigi sahlebin zevkini unutacagi, beyaz gomlek- kot pantalon- all star ayakkabi gunu....
Ama bugun degil!
Daha Londra'ya gelmeden bana "amanin havasi ile nasil bas edeceksin?" diye sormuslardi. Aslinda evet gelirken "ay cok guzel Londra'ya gidiyorsun, harika bir sehir....eeeee havasi biraz kotudur ama olsun, alisirsin" deyip konu degistirmelerinden anlamaliydim. Hatta ve hatta Madrid'deki nispeten zor olan yasamlarindan yine de vazgecmeyen Ingliz arkadaslarima daha da dikkat etmeliydim...
Neyse, ben buraya geldim, Aralik sonunda. O kadar kosturma, heyecan ve degisikliklerden sonra geldigim icin basta fark etmedim, malum, gelirken yolda biraz yorulmusum... Kis oldu, kis oldu, daha da kis oldu.... Kar yagdi, yagdi, yagdi..... birkac hafta kalmadi yerden. Ama bana guzel gorunuyordu; ilginc, degisik.. Uzun suredir boyle kar gormedim vb vb... Bu ruh halinin en onemli nedeni, elbette ki, neden burada oldugumdu; gerisi teferruat! Sonra kar kalkti yerden, soguk devam etti, yanina da yagmur... Soguk, soguk, soguk; yagmur, yagmur, yagmur... Napalim.
Londra gunlerimden bazilarinda, arada Madrid'e gittim. Ucak Madrid'e indi ve GUNESI GORDUM! Gercekten, o farkli bir histi. O zamana kadar ki ben Londra'nin havasina alistigimi dusunurken, gunesi gorunce bir garip oldum- "aaaaa gunes varmis!". Insan nasil da alisiyor baze seylere kendini programlarsa, onu fark ettim. Madrid'de gunesi gorene kadar, Londra'daki gunes eksikligini fark etmemistim.
Off yazarken ben sikildim! Evet Londra'da gunes pek yok, genelde yagmurlu ama cok guzel. Simdi bahar buralar, agaclar acti, minikcik bir bahcemiz var balkonda; bitkiler ve ciceklerden olusan, onlarla ilgilenmek de guzel. (yani degisik demeliyim cunku simdiye kadar ben pek cicek insani degildim. Evet, cicekleri severim ama demet olanlari ve bana hediye edilenleri! Simdi, kenardan kenardan yaklasiyorum ciceklere, bitkilere... ama kenardan!)
Gunes olunca burada, isitiyor. Hemen kan daha hizli akmaya basliyor, "haydi, atlayalim-ziplayalim, daga-tasa cikalim" istegi dogal olarak geliyor! Gunes olunca burada, genelde yesil olan sehir daha da yesil, daha da guzel oluyor. Gunes olunca burada, piknik hormonu sahneye cikiyor, cantana ne koyarsan, haydi parka. Gunes olunca burada, temiz hava hemen cigerlere gidiyor, icini hem hos hem de sarhos yapiyor. Gunes olunca burada, hava soguk da olsa, kuslar balkona geliyor, sincaplar bahceler arasi kosturuyor.
Kisacasi, gunes olunca burada guzel oluyor, daha hafif oluyor hersey, daha rahat akiyor hayat.
Gunes olunca olan baska seyler de var, ornegin gunesli ama 11 derece olan havada pazen elbise ile sokaga cikan kizlar ve .... baska birsey daha vardi ama onu unuttum. Diger yazilarda anlatirim!
Super mega sikayetci degilim buradaki havadan ama bazen, azicik da olsa, hayati zorlastiriyor... Zevk & sevk mekanizmalarini hafiften etkiliyor.
Neyse, simdi, yagmura ragmen biraz hava alip bunyeyi havalandirma zamani. Yagmur yagsa bile ilkbahardayiz, degil mi?!
Mesela su anda sakir sakir yagmur yagiyor disarida. Pazar gunu, insanin ailesi, sevgilisi, arkadaslari.... ile olacagi, gonlunu costuracagi, kendini parka bahceye atacagi (hele de aylardan MAYIS ise), hafif guneslenip aksamustu yanaciklarin pembe pembe oldugunu gorup "yuzume renk geldi" diyecegi, aksamustu drinkini daha da bir zevkle icecegi, disarilarda oldugu icin yemek saatlerinin degisecegi, uzerine aldigi montun bile fazla gelecegi, etrafinda kuslarin da oldugunu seslerinden fark edecegi, bahar geldigi icin cicekleriyle kendini suslemis agaclara bakarken "ne guzel" diyip icinin tireyecegi, "hah, tamam yaz da geliyor artik" diye dusunup yazliklarini haftaya haftasonu cikarma planlari yapip "su kislik kiyafetlere bak, hepsi koyu renk, icim karardi, oofff zaten kisi hic sevmem" diye kisin ictigi sahlebin zevkini unutacagi, beyaz gomlek- kot pantalon- all star ayakkabi gunu....
Ama bugun degil!
Daha Londra'ya gelmeden bana "amanin havasi ile nasil bas edeceksin?" diye sormuslardi. Aslinda evet gelirken "ay cok guzel Londra'ya gidiyorsun, harika bir sehir....eeeee havasi biraz kotudur ama olsun, alisirsin" deyip konu degistirmelerinden anlamaliydim. Hatta ve hatta Madrid'deki nispeten zor olan yasamlarindan yine de vazgecmeyen Ingliz arkadaslarima daha da dikkat etmeliydim...
Neyse, ben buraya geldim, Aralik sonunda. O kadar kosturma, heyecan ve degisikliklerden sonra geldigim icin basta fark etmedim, malum, gelirken yolda biraz yorulmusum... Kis oldu, kis oldu, daha da kis oldu.... Kar yagdi, yagdi, yagdi..... birkac hafta kalmadi yerden. Ama bana guzel gorunuyordu; ilginc, degisik.. Uzun suredir boyle kar gormedim vb vb... Bu ruh halinin en onemli nedeni, elbette ki, neden burada oldugumdu; gerisi teferruat! Sonra kar kalkti yerden, soguk devam etti, yanina da yagmur... Soguk, soguk, soguk; yagmur, yagmur, yagmur... Napalim.
Londra gunlerimden bazilarinda, arada Madrid'e gittim. Ucak Madrid'e indi ve GUNESI GORDUM! Gercekten, o farkli bir histi. O zamana kadar ki ben Londra'nin havasina alistigimi dusunurken, gunesi gorunce bir garip oldum- "aaaaa gunes varmis!". Insan nasil da alisiyor baze seylere kendini programlarsa, onu fark ettim. Madrid'de gunesi gorene kadar, Londra'daki gunes eksikligini fark etmemistim.
Off yazarken ben sikildim! Evet Londra'da gunes pek yok, genelde yagmurlu ama cok guzel. Simdi bahar buralar, agaclar acti, minikcik bir bahcemiz var balkonda; bitkiler ve ciceklerden olusan, onlarla ilgilenmek de guzel. (yani degisik demeliyim cunku simdiye kadar ben pek cicek insani degildim. Evet, cicekleri severim ama demet olanlari ve bana hediye edilenleri! Simdi, kenardan kenardan yaklasiyorum ciceklere, bitkilere... ama kenardan!)
Gunes olunca burada, isitiyor. Hemen kan daha hizli akmaya basliyor, "haydi, atlayalim-ziplayalim, daga-tasa cikalim" istegi dogal olarak geliyor! Gunes olunca burada, genelde yesil olan sehir daha da yesil, daha da guzel oluyor. Gunes olunca burada, piknik hormonu sahneye cikiyor, cantana ne koyarsan, haydi parka. Gunes olunca burada, temiz hava hemen cigerlere gidiyor, icini hem hos hem de sarhos yapiyor. Gunes olunca burada, hava soguk da olsa, kuslar balkona geliyor, sincaplar bahceler arasi kosturuyor.
Kisacasi, gunes olunca burada guzel oluyor, daha hafif oluyor hersey, daha rahat akiyor hayat.
Gunes olunca olan baska seyler de var, ornegin gunesli ama 11 derece olan havada pazen elbise ile sokaga cikan kizlar ve .... baska birsey daha vardi ama onu unuttum. Diger yazilarda anlatirim!
Super mega sikayetci degilim buradaki havadan ama bazen, azicik da olsa, hayati zorlastiriyor... Zevk & sevk mekanizmalarini hafiften etkiliyor.
Neyse, simdi, yagmura ragmen biraz hava alip bunyeyi havalandirma zamani. Yagmur yagsa bile ilkbahardayiz, degil mi?!
Subscribe to:
Posts (Atom)
