Tuesday, 15 May 2012

Neden, ooooo bebek, neden????

Neden benim bu memleketteki ayakkabi/bot seceneklerim %90 hava durumuna uymuyor?? Neden, nedennn???!!!
Hadi buraya ilk tasindigimda “tropikal ulke”den geldigim icin gerekli ekipmanlarim (kalin kiyafet, yun pantalon, iclik (!), cizme, bot…) yoktu. Sonradan tamamladik…. Ve de guzelim tiril kiyafetlerim Istanbul’a gitti, hani bir gun olur da yazin gittigimde giyerim cicilerimi diye… Zaman icinde elbette ki bir disi olarak gerekli ayakkabi, terlik, bot, cizme alisverislerini yaptim ama neden aldigim hicbirseyi gerekli oldugunda giyemiyorum ben?! Neden?
Yine birgun hava soguk ama kar yok, disari ciktik iki dírhem bir cekirdek. Elbette ki yukssseeeeeekkkcene topuklu kadife cicilerim var ayagimda. Yedik, ictik, eglendik. Hesabi istememizle gelmesi arasinda gecen sure icinde kar yagdi. Arabaya binmemiz ve eve gitmemiz (20 dakika gibi bir sure), pardon gidemememiz, arasinda kar costu ve biz yolda kaldik. Yokusta biraktik arabamizi, eve yuruyerek 10 dakika mesafe ve benim o yuce daglar gibi topuklarim… Nasil yurudum, neler yasadim, dustum mu kalktim mi, dusme hamlelerinde “aman kocam dusmesin” diye onu birakip serbest dalis mi yaptim, anlatmiyorum. Kaslarima, dizlerime, belime saglik! Eve vardigimizda buyrun pabuclarim:
Sadece 1 gun hatirliyorum, o gun iste botlarimi giymistim ve de nasil bir yagmura yakalanmistim…. Yagmur yagdigina ve soguga belki ilk defa kizmadim, botlarimla mutlu mesut sipir sipir sulara girdim ciktim. Mutluydum! Elbette ki ofise geldigimde artik “terliklerim” diye adlandirdigim ayakkabilarimi giyiverdim, bir kadin her zaman zarif olmali, ceylan gibi sekmelidir. Evet, ofiste ayakkabi tutuyorum ve ofise girdigimde hemen sanki eve gelmis de terliklerimi giyer gibi cici ayakkabilarimi giyiyorum. E bazilari ofiste ayakkabilarini cikarip corapla takiliyor, ben neden cicilerimi giymeyeyim? Tuylu topuklu terlik gibi dusunun!

Monday, 13 February 2012

Pazartesi "jimlastik" gunu

Pazartesi "jimlastik" gunu! 
Haftarasi spora gitmeye calisiyorum ama genelde is cikisi rakamlar ve fazla istihbarattan dolayi kazan gibi oldugu icin, ah, ve de su siralar havalar medeniyetsiz bir sekilde soguk oldugu icin tipis tipis sicak evime kosuyorum. 


Bugun isten vakitlice ciktim, eve girip cantami, paltomu ve ivir zivirlarimi itinali bir sekilde saga sola sactiktan sonra (yasasin ev dagitma!!!) dogru jimlastik salonuna (biliyorum, dogrusu "cimnastik" ama hosuma gidiyor. Ayrica cimnastik salonu demek ne kadar dogru? Spor salonu, hadi cok ozendik yabanci dile "gym" olsun! Bu arada, Turkce disinda, Inglizce'nin kendisine bu kadar nufuz ettigi bir dil daha var midir? Meraktayim!)


Neyse, olay mahaline geldim, bir de ne goreyim, hanimlar saldirmis (ah, evet, bazilariniz biliyor ben "hanimlar jimlastik salonuna" gidiyorum. Evimize en yakini o oldugu icin onu sectik, zaten ben sonuc odakli biri oldugum icin, karisikmis, tek cinsmis, iki cinsmis benim icin hiiiic fark etmez.) Ne diyordum? Hah, hanimlar isgal etmisler! Ne soyunma odasinda dolap var, ne de kosu bandi bos... 


Uzerimi cabucanak (!) degistirdikten ve uzerimdeki her pofuduk malzemeyi minik cantama tiktiktan sonra atladim bir kosu bandina (daha dogrusu cross trainer, adini bilmiyorum Turkce'de). Tingir mingir tempomu tutturduktan sonra saga sola bakmaya basladim, neden cunku- muzik de olsa, onumde televizyon da olsa, sikiliyorum ben!!! Hemcinslerime baktim ve cikarimlarim: 


1) Pazartesi, vicdan gunu, bir nevi gunah cikarma gunu. Haftasonu yenilen guzel yemekler, tatlilar, icilen ickiler ve hupletilen abur cuburlarin ter halinde vucuttan atilmasi torenleri yapiliyor, ta ki bir dahaki haftaya kadar. Aman, bu hafta Sevgililer Gunu de var, ekstra gitsin yaglar, topaklar! 


2) Kosu bandinda, umutsuzuz! Hayattan bezme noktamiz kosu bandi, tarifsiz iskenceler besigi kosu bandi! 


3) Elimize agirliklari aldigimiz zaman..... iste o zaman.... hersey degisiyor. Rocky bir, biz ikinciyiz. Brigitte Nielsen guclugulunun yaninda Grace Kelly asaleti var kasli kollarimizda. Uffff, su kollarimin ic tarafindaki sarkanlar da olmasa... neyse, belki 60 tekrar yaparsam 8 ayda duzelir (evet, bu kadar umutsuzuz! Ve de bence gercegi carpitiyoruz)


4) Dur bakayim, suradaki kiz kac kilo kaldiriyor? Kac tekrar yapti? Bacaklari ince ama gobegi var, belli, saklamis t-shirt'unun altina... Hem ben zaten o egzersizi yapmiyorum, pek yararli degilmis... Benim biraz baldirlarim kalin ama en azindan ustum orantili...  Abartmiyorum! A-bart-mi-yo-rum!!!!! 100 kisinin onunde sunum yapsam daha az gozle taciz edilirim! Hepimiz boyleyiz, hanimlar arasindaki gizli anlasma! Diger bir hemcinsimize 2 saniyeden az bakmamiza ragmen, aile agacindan genetik yatkinliklarina, maasindan kuafore gitme sikligina kadar dokeriz evelallah! Normalde dikkat etmem boyle seylere, belki bugun basima geldi ondan "Hanim kizim bisey mi vardi pek dikkatli baktin?" diyesim geldi. Hic bu kadar goz ucuyla izlendigimi hissetmemistim! Cok acimasiziz! Cok! 


Ya da sadece kotu bir ruh halindeydi hanim kizimiz, malum pazartesi, haftasonu cok kacirmis, belki yarin yalniz olacak diye sinirli/uzgun/mutsuz... 


Jimlastik salonundaki su kisacik zaman bile insana neler gosteriyor! Iyi ki hanim kizimizla soyunma odasinda karsilasmadim, o zaman gercekten "Yo, waat'z yo problem sis?!" (Turkcesi, "Beri bak hanim, bi' durum mu var?") diyebilirdim. (Diyebilir miydim? Yoksa "salon kadini cizgim" buna el vermez miydi? Ama dikkatinizi cekerim, orada jimlastik salonu kadini cizgime burunup kelebek gibi ucup ari gibi sokabilirdim!)


Haydi hanimlar jimlastige!! Ama onumuze bakiyoruz, sagi solu rahatsiz etmiyoruz. Herkesin vucudu kendine! 

Friday, 3 February 2012

Gunun sarkisi

Genelde sabahlari bir yuruyus aktivitesindeyim: Evden metro duragina, metro duragindan ise ve aksamlari da ayni sekilde. Yurumeyi zaten hep sevmisimdir ve elbette ki yuruyuslerimde yanimda "company" yoksa, Ipod'um var. Her sabah bir sarkiya takip gunun sarkisi yaparim. Kafamda sarkinin hikayesini yazarim uygun adim yururken.

Bu sabahin sarkisi Kings of Convenience & Royksopp'dan " I don't know what I can save you from".

Sarkinin sozleri aslinda sabah olay mahali yuruyusune, ise giderkenki "Yapabilirsin Rocky!! Hem de bugun cuma!! Yes you can! Aslansin kaplansin!!!" motivasyonlarina pek uymuyor ama Kings of Convenience'in sag gosterip sol vurma tarzina uyuyor. Royksopp da canim kardesimin bana hediyesidir.

Sarkinin resmi olmayan videosu You Tube'da, sozlerinden bir "kuple" ise:

But I realized that the one you were before,
Had changed into somebody for whom
I wouldn't mind to put the kettle on.


Hikayesi klasik sanirim: Sevmis, ayrilmis insanciklar. Bu insanciklardan biri digerini ariyor taaaa 3 sene sonra, diyor "dertliyim..." ama digeri anlamiyor ve diyor ki " I don't know what I can save you from". Sonra cay iciyorlar.

Happy Friday!




  

Thursday, 2 February 2012

Onum, arkam, sagim, solum sobe!


Siz de benim gibi yolda yürürken sağında solunda ve özellikle arkasındakilerden “kıllananlardan misiniz?
Kalabalık veya tenha hiç fark etmez arkamdan birinin yürüdüğünü hissedersem bir irkilirim, “N’ooluyyooo??!!” Hele arkamdaki ayaklarını sürüyor (pejmürde, sorunlu insan alameti), zaman zaman garip sesler çıkarıyor (korkutucu) ve de taammm arkamda yürüyorsa (hafif sağımda/solumda olsa göz ucuyla kontrol edebileceğim ama TAMMM arkamda olursa yapamıyorum) kalp atışlarım hafiften hızlanıyor. “Çantamı mi alıp kaçacak? Uyuşturucu mu kullanır? Bana mi çarpacak? Laf mi atar?”.... evet bunların hepsi fazla huzurlu olmayan bir zekinin urunu ama ne yapayım,  rahatsız oluyorum.

Isten çıktım bugün, insanların yasadığı, normal şehir merkezinde bir yerde çalışıyorum bu arada, eğitim yuvası diyebiliriz bile. Tam yukarıdaki anlattığım gibi ayaklarını yere sürüyen, benim tempomda yürüyen, zaman zaman garip sesler çıkaran biri var arkamda, fark ettim. Tam da arkamda, gölgesini de göremiyorum. Neyse, ben kendi hızımda devam edeyim. 15 dakika böyle devam etti. Ben kendi hızımdan sikildim! Hızlansam “yanlış anlayabilir” diye duşundum (halbuki burada aslında kimse önemsemez) yavaşlasam benim içim daha da geçecek... Ne yapayım, ne yapayım? Tam o sırada “grroaaaarrrr!” diye bir ses duydum! “Hah. Tamam kesin çantamın pesinde!” ( bu arada çantam ne marka ne de fosforlu büyük birsey J, normal basit çanta!)
En sonunda hafiften yavaşlamaya karar verdim; “Ufff hava da soğuk, burnum dondu, kafam zaten  buz kalıbı....aaayyyyyy!!” diye içimden “sakin sakin” söylenirken yanımdan geçip gitmeye karar verdi o insan. Beni o kadar şüphelendiren insan ne çıktı? INSAN! Hem de KADIN CINSI! (evet, biraz “yapılı” idi kendisi) ve de o “groaaarrrr” sesi esneme sesiymiş!

Neden böyle tedirgin oldum, bilmiyorum. Memleketteki şehir efsaneleri yüzünden mi acep?
Evet, irkildim! Öğreniyorum, tanıyorum bu gurbeti, insanlarını.... 

Evvvv-etttt!! Geri dondum!


Evettt!! Dondum! Geri dondum! Dunyanin en sorumsuz “blog sahibisi” olarak ne yuzle blog yaziyorum, ayri bir konu. Ozur dilerim senden Sevgili Mercan Ayakkailar ve London; seni ihmal etitim, affet beni!
N’oldu bu sure icinde?

  • Evlendim, barklandim, evimin kadini, yuvamin diregi rollerini benimsemeye calistim
  • Isler buldum, kaybettim, tekrar buldum.. Evet, global kriz! 
  • Tatile gittim, geldim. Ayvalik: HARIKA!
  • Yedim, ictim, yeni tatlar, mutfaklar, take away ve delivery’ler kesfettim (oldukca Londravari kavramlar bunlar J ) 
  • Misafir agirladim, kendimi hizmet sektorune adadim, bunu karli bir ise donusturmeyi bile dusundum
  • Memlekete gittim, geldim. Ozlediklerimi gordum, hasretlerimi giderdim, gidermeye calistim. Fiziksel olarak beraber olabildiklerimle en guzel zamani gecirmeye calistim, olamadiklarimla da ebedi mekanlarinda sohbet ettim 
  • Kucukkuyu’ya gittim- harika! Kokenlerime dondum. Esmerlikten artik rengi maviye kacmis kanun ustasindan bahcedeki kertenkeleleri yakalayip kocama sunan, onu agina dusurmeye calisan kedi ile tanistim.
  • Saclarimi kestirdim ve boyattim! Neler oluyor bana?!
  • Konserlere gittim, hem de en onden izledim. (gurbetci stayla!)
  • Ingliz ehliyeti aldim! Memleketimin sistemlerine gerek yon gerek anlayis acisindan ters (!) olan bu sistemde sinavlara girdim, oh gectim gitti! Burada araba kullanmayi seviyor muyum? Hayir. Zorunlu olmadikca kullaniyor muyum? Hayir. Ehliyet gerekli miydi? Evet. 
  • Fransizca ogrenmeye basladim ama devamini getiremedim profesyonel zorunluluklar yuzunden. Guzel arkadasliklar baslattim ama kursta, kursa gidemesem de “dinner”, “drink” ve “high tea”larda yoklama verdim. 
  • Bir suru mulakata girdim: Her nabza gore serbet veririm, headhunterlarin dilinden iyi anlar, “mulake ediciler”den hala pek hazzetmem. Acaba ben de birgun "mulake edici" olacak miyim? 
  • Arkadaslarimin guzel haberlerini aldim. Bebecikler katildi aramiza, evlenenler oldu..  Bebekleri sevdim, evlenenler/evlenecek olanlar icin buradan sevindim. 
  • Bu memleketi hafiften seyahat ettim. Guzel memleket, guzel! Ama zaman zaman kendime sormuyor degilim "N'apiyorum burda?!" Nasil geldim buraya ben?

Umarim bundan sonra efendi gibi yazarim, yazamazsam da ben boyleyim. Bir ortalardayim, bir yokum. Hatta ve hatta sahneden cok bomba cikislar yapmamla bilinirim bazi cevrelerde!

Hadi bakalim! 


Saturday, 6 November 2010

Let’s spice it up!


I am coming from a family of good cooks (modesty, uh?), yet each individual has her own style. 

Grandma is THE ultimate Palace cook, her house is where you go to BURST OUT eating, where you go for any traditional extremely delicious dish. When we used to go there, her house, the kitchen, is simply plundered- oooooo glorious army of my family! When they used to come visit us and my aunt's family, she is usually the subject of discussion regarding her accommodation. Of course, every smart human being would fight to have her in her house. I just cannot understand how she managed to manage us when we begged her not to cook her best dishes in the “rival” home. Good old days, always remembered fondly…

Then comes my mum: Her style is  “smart-casual”. She is creative and can make wonders in limited time as usually she is the last one to be informed when someone from the family has a visitor for dinner. This is a talent. This is a talent. Anything she cooks is always delicious, always “a su punto” (ready to enjoy perfectly), always tastes like mum and always satisfying- I cannot describe it, I can just feel it.

Then comes my sister: She is a new comer in the kitchen, starting with the easy-to-cook meals. Speciality: Pasta sauces and bakery (well, I have not tried the bakery part but I have been told a lot). She is very talented at presentation: Setting the table, with the tiniest details.

Then credits to my aunt: Coming from the same ecole of Grandma, but more like a older-sister style. Delicious again, especially the sweet sponge cake.

And finally: It is me. One adapts to life changes, right? I knew how to cook, what to cook and I used to cook only for myself; which was pretty ordinary and same dish, yet I was happy. While living alone, why bother with the complex dish? I could have it outside, so leave the simple one to my solitude. I would not get bored if I keep eating the same dish 3 days in a row (one detail: the dish must be a vegetable dish cooked with olive oil) And I was more of a tapas type… (Madrid tapas tips available upon request) Then I got married and the cooking sessions started. I believe I am improving each day. I want to cook, I love cooking and I love it even more when my husband likes the menu. I have some books, which I consult for some recipes, not to mention a handful of phone calls each day with mum: “Mum, how long do I need to soak the lentils?” or “Mum, why does this rice look so stiff and messy?” or “Mum, I have some meat, leeks and bread crumbles: what would you cook with these three? Oh, just asking out of curiosity…”

Anyway, recently I have decided to add some variation to my style: More spices, exotic ones. I cannot deny the contribution of spice to the dish. Now I am into the exotic ones: the ones I have not used, seen, tasted. One of the latest discoveries: Pomegranate powder- might not be new for you but it is for me. I add it to almost everything, in the end I am experimenting (and learning): Yesterday it was in the soup, today I used it with the potatoes (no worries, the result was good. Yet, I think I should used it less sparingly next time, to see the real effect). Just to give you an idea, pomegranate powder is like sumac, a bit more tingy that sumac, red and does not taste like pomegranate at all!

And where did I discover this spice, among mulled wine spice, green cardamom, coffee cinnamon, something cumin, spices for tagine, whose names I cannot remember and now I am too lazy to go to kitchen to find out? In Borough Market.

Another place I love going on Saturdays. It is an open air bazaar where vendors sell regional British, European, Middle Eastern and Latin American products, ranging from fresh fish, Mexican spices, organic wine or saucissons. Some of them you can even eat there, for example, breakfast with raclette or lunch with paella, or you just buy and enjoy at home.  I am happy there! Not that I am such a food person, but I can find some items that I used to have in Madrid there or even some Latin American treasures, like alfajores or dulche de leche. So my latest discovery is this spice stall, which took me 1,5 hours to check the spices, ask their uses, taste them and talk to the ladies selling them about their uses.
Yes, my kitchen is now full of these tiny boxes!

The result: Many new dishes to be tried for my nouvelle "daring" cuisine!

Thanks to the kind vendor lady for letting me take the pics